24 Nisan 2015 Cuma

5. HAFTANIN ARDINDAN


Günaydınlar,

5 haftamı bitirdim diyetimde. Ne yazık ki güzel haberler veremiyorum. İlk başta belirttiğim gibi hedefim hafta 1 kilo vermekti. Yavaş olduğunu biliyordum ama daha inanılır hedefler verebilirsem kendime hayal kırıklığına uğrama ihtimalimin düşük olacağını düşünmüştüm. Ama yine de bu gün klavyenin başına üzgün oturuyorum. Çünkü ne yazık ki iki haftadır 1 gram dahi veremedim. 64.9! Takılı kaldım bu kiloya. Her gün tartıya çıktığımda gördüğüm kilo bu. Nedendir bilinmez. Yediklerimi azaltamam çünkü zaten meyvelerimi hiç yemiyorum bu iki haftadır. Sanırım aktiviteyi artırmak gerekecek. 

Önümüzdeki hafta annemlerde olacağım. Memleketimin güzel havasını solumak yarar belki bana. Ama bu arada annemin o güzel yemekleri tarafından imtihana da tutulacağım. Bana şans dileyin ne olur! Gerçekçi bir hedef olsun diye önümüzdeki Cuma eve döndüğümde Cumartesi sabah tartıda şimdi yakındığım 64.9'u görmeyi hedefliyorum. 

Anlayacağınız bir hafta boyunca yazı yazamayacağım bloğuma. Ama döndüğümde bir de süprizim olacak size. Bu arada haftanın kitabı olarak seçtiğim Haluk Yavuzer'in Anne, Baba- Çocuk kitabını bitireceğim. Umarım döndüğümde hava da güzelleşmiş olacak Ankara'da... Hep beraber yürüyüşlerimize başlayıp, Zumbamıza devam edeceğiz yine. Ve kilo vereceğiz! Sağlık ve mutlulukla kalın...  












22 Nisan 2015 Çarşamba

AYAKKABI TUTKUSU

Eğer bir kıza doğru ayakkabıyı verirseniz, o dünyayı bile fethedebilir.”Marilyn Monroe




Çocukluğumuzun bayramlarının en büyük heyecanı sabah başucumuzda uyandığımız yuvarlak burunlu, alçak topuklu, bilekten ya da ayağın üst kısmından atkılı, kırmızı veya siyah ama illa ki parlak ayakkabılarıydı.

O ayakkabıların bir kız çocuğu için ne kadar önemli olabileceğini Anna Davis’in Ayakkabı Kraliçesi kitabını okuyunca anladım. Benim için ayakkabı hiçbir zaman bir tutku olmadı. Renkleri ve modelleri beni cezbeden çok ayakkabı oldu ama ihtiyacım olmadığı halde aldığım ayakkabı sayısı bir elin parmaklarını geçmez. Bu nedenle hemcinslerimdeki ayakkabı tutkusu benim için hep bir anlaşılmazdı. Bu roman sayesinde tutkunları için bir ayakkabının neden asla sadece bir ayakkabı olmadığını anladım.

Peki neydi bu ayakkabı tutkusu?

Bence, kadınlardaki meşhur ayakkabı tutkusunu yaratan çocukluğumuzun o parlak (literatürdeki ismi ile) Mary Jane ayakkabılarıydı. Sadece yeni alınan bir ayakkabı olduğu için değil, temsil ettiği şeyler nedeniyle tabii. Bi defa o ayakkabıyı giydiğinizde kendinizi kadın gibi hissederdiniz. İkincisi o parlak ayakkabılar ancak bir prensesin olabilirdi; masallardaki gibi….Kısacası ayakkabının ötesinde bir şeydi onlar…Hayallerimize dokunurlardı. Anna Davis’in deyimiyle “Hayallerden yapılmış ayakkabılar”dı….

Yaşam Tasarım Merkezi kurucusu Ebru Demirhan’a göre ise tüm bağımlılıklarda olduğu gibi ayakkabı bağımlılığının da kaynağı, kişinin babası ile arasındaki eksik duygunun tamamlanma ihtiyacıydı. Kişinin babasından almak istediği ve alamadığı duygu ne ise sık tekrarlanan eylemler olarak hayatımızda yer alıyordu ve duygu tamamlanamadıkça eylemin şiddeti artıyor böylece ba­ğımlılık oluşuyordu. Ayakkabı da köklenme ihtiyacı ile ilgiliydi ve babaya güvenmekle ilgili hisler yeterli değilse ayakkabı bir tutku haline dönüşüyordu.
Yazarımız da aynı kanıda olmalıydı ki, roman kahramanımız Genevieve Shelby King de ayakkabı tasarımcısı Paola Zachari’ye ayakkabılara neden düşkün olduğunu anlatırken, Mary Jane ayakkabılarının annesinin mutlu olduğunu gördüğü o tek günde alındığından ve annesini hiç mutlu edemediği için babasına olan büyük nefretinden bahsediyordu. 

Rüya terapisti ve psikiyatr Nusret Kaya'ya göre de, ayakkabı tutkusu olan kadınların cinsellikle ilgili sorunları olabilirdi. " Rüya dilinde ayakkabı vajinal simgeydi ve vajinal orgazm yaşamayan kadınların rüyalarında ayakkabı görmeleri tesadüf değildi. Zamanla karşı konulmaz bir ayakkabı satın alma hastalığına dönüşüyordu ve bu aslında alt beyin ve kuyruğunun farkında olmadan ve umutsuzca vajinadaki ışığı arayışıydı." 

Kocası Robert’a aşık olmayan ve onunla sadece baba evindeki o mutsuz ve kapalı hayatından kaçmak için evlenen Genevieve’in ayakkabılara olan tutkusunun kaynağı yoksa şu kelimelerde mi gizliydi:

“ Robert’in töreni andıran ‘öncesi’ adetleri vardı. Kapısını değişik biçimde çalardı. Sonra kim olduğunu söylemesi gerekliymiş gibi, içeri girmeden önce, ‘Benim’ diye seslenirdi. Sol taraftan, ama her zaman soldan, yatağa girer ve soğuk ayaklarını Genevieve’inkilere dayayıp ısıtırdı.
Bir de ‘o esnada’ ritüelleri vardı. Önce boğulacak gibi olmasına neden olan, bol sakallı öpüşmeler, sonra da çarşafların altında bitmek bilmeyen debelenmeler. Sonuçta, Robert pijamasını çıkarır, üzerine çıkar ve işini görürdü. Kıpkırmızı yüzü, mekanik hareketleri ve bütün ağırlığıyla. Ve çarpma sesi başlardı. Takkada tak. Giderek daha hızlı. Tıpkı fazla kurulmuş bir oyuncağın üzerinde sevişmek gibiydi.
Bittikten sonra, çıplak omuzlarında daireler çizer ve canı en konuşmak istemediği anda onunla konuşmaya çalışırdı.
‘Ne düşündüğünü bilmek istiyorum çünkü sen benim karımsın’
Genevieve, olmaya çalışıyorum diye düşündü. Gerçekten çabalıyorum. ” 

Her ne kadar erkeklerin bu tutkuya anlam veremedikleri daha doğrusu bunu anlamsız buldukları söylense de bundan rahatsız olmalarının tek sebebi aslında mevzunun sadece ayakkabıdan ibaret olmadığını seziyor olmaları bence. Ama hangi erkek partnerine yetersiz geldiğini ve bunun bir çift ayakkabı ile giderilmeye çalışıldığını kabul etmeye yanaşır sizce…

Romanımız da ise Genevieve’nin eşi Robert 500’den fazla çift ayakkabının sadece ayakkabı olarak geçiştirilemeyeceğini biliyor ve karısı evde olmadığı bazı zamanlarda vaktini ayakkabı odasında geçiriyor. Şöyle anlatmış yazarımız: “ Genevieve’nin ayakkabı odasında rasgele bir kutu alıp aşağı indiriyor ve içine bakıyor. Bundan, biraz karıncalanma gibi, cinsel heyecan duyuyor. Onu heyecanlandıran ayakkabılar değil. Karısının bunları giymesi ya da kutularından çıkarması düşüncesi de değil. Bu birinin günlüğünü okumaktan alacağınız heyecan gibi, başkasının özeline girme duygusu.”  Bu anın sihri Penélope Cruz’un şu kelimelerinde saklı bence:“Bürüneceğimiz karakterin kostümleri ve ayakkabıları gelmeden, kendimi asla o kadının içine sokamıyorum. Ayakkabılar, bana ne yapmam gerektiğini söylüyor. Her şey orada başlıyor.

Ve işin içinde kadın varsa mutlaka kilo da olur klişesini yerle bir etmemek için şunu da belirtmek gerekiyor ki bir araştırma sonucuna göre de kadınların ayakkabı tutkusunun sebebi:  ne kadar kilo alınırsa alınsın ayak numarasının değişmemesi nedeniyle, ayakkabının bir ömür boyunca giyilebilecek olması,  kadınlarda sonsuza dek sahip olunabilecek bir objeye duyulan ihtiyaç hissinin vazgeçilmez oluşuyla açıklanıyor.

Sizin sebepleriniz nelerdir, ayakkabı tutkunuz ne boyuttadır bilmiyorum ama anlaşılan o ki bir Kızılderili atasözünde dendiği gibi

Birini yargılamak istediğiniz zaman, önce gökte üç ay değişene kadar, onun ayakkabılarıyla yürümelisiniz!


19 Nisan 2015 Pazar

BİR AYIN SONUNDA

Günaydınlar,

Bu gün diyete başlayalı tam 31 gün oldu. Ben buna bir ay diyorum. Bir ayın sonunda bu gün tartıda gördüğüm rakam 64.9! Tam 3,5 kilo vermişim anlayacağınız. Haftada bir kilo hedefine bakarsak Nisan ayı hedefini tutturamadığımı görürsünüz. Yine de 2 doğum günü partisi, bir mevlüt ve bir kaç yemek davetinden sonra hiç de fena değil bence...

Neyse geçmiş geçmişte kalır. Önümüzdeki günlere bakacağız artık. Sevgilerimle...

17 Nisan 2015 Cuma

YÜRÜYÜŞ DETOKSU YAPIN!

OSMAN MÜFTÜOĞLU DER Kİ:

En keyifli ve faydalı bahar egzersizi hangisi? hangi egzersiz bedensel olduğu kadar ruhsal detoksu da destekler, kilo vermeye, toksin temizlemeye, kıştan kalan kirleri silp süpürmeye yardım eder?Cevap sadece bir sözcükten ibaret: YÜRÜMEK!

Baharı her gün düzenli yürüyerek karşılayın. Hele bir de sağlığınız elverir, tempolu ( dk.da 120-140 adım) yürümeyi de başarabilirseniz, bunun en etkili forma girme ve detoks yöntemi olduğundan kuşku duymayın. Diziniz, beliniz, kilonuz, kalbiniz veya doktorunuz müsaade etmiyorsa tempolu yürüyeceğim diye kendinizi zorlamayın, dakikada 80-100 adımlık bir hızda yürümeniz de işe yarar. 

Yürürken nefes nefese kalmayın, tıkanıp yorulmayın, yorulunca dinlenip sonra tekrar deneyin. "İş güç çok her gün 30-40 dakika ayıramıyorum" diyorsanız günde iki kez 15 dakika ya da saat başı 5 dakika yürümeniz de işe yarar. Yeter ki vazgeçmeyin, yeter ki yürümeye devam edin. 

Dyt.NİLÜFER BAYRAM DER Kİ:

Sağlıklı yaşamın yükselişe geçtiği bir zamandayız. Bunu yaparken önemli bir şeyi atlıyoruz: Haz duygusu! Oysa haz duygusunu pas geçtiğinizde keyiften, lezzetten, kendini iyi hissetmekten de vazgeçtiniz demektir. Böyle bir durumda sağlık da uzun ömür de beş para etmez. 
Ne "beslenme terörü" estiren katı diyet listeleri, ne hala "ağrı yoksa kazanç da yoktur" diyebilen egzersiz önerileri iyi hayatın reçeteleri olamaz. 
Diyet ve egzersiz yaparken de gülüp eğlenmekten, hayattan keyif alıp, haz peşinde koşmaktan, dünyayla zevkli ve güzel ilişkiler kurmaktan vazgeçmemeli, bu tür vazgeçmeleri dayatanlardan da uzak durmalıyız. 

GÜLCAN DER Kİ:

Bu yazılar Zumbanın ve yürüyüşün kutsandığı yazılardır bana göre arkadaşlar. Her ne kadar gazeteyi elinize alıp okuduğunuzda haz verici spordan Pilates'in kastedildiğini görseniz de inanmayın derim ben. Onu da yapan biri olarak gerçekten harika bir spor olduğuna katıldığımı ama haz verici kısmında Zumba ile yarışa bile giremeyeceğini de belirtmek isterim. 

Sonuç olarak, spor programımızı baharın da gelmesinden cesaretle gün aşırı Zumba, geri kalan günlerde de yürüyüş olarak revize etmenin tam zamanıdır derim.   


16 Nisan 2015 Perşembe

MAKSİMUM EĞLENCE!


Bu Dans Yıkılıyooooorrrr!

Deli gibi dans edip, deli gibi eğleneceğiniz bir müzik...Seksi hareketler...İlk öğrendiğimizde salondaki tüm bayanların gülmekten dans edemediğini hatırlıyorum. Kırın kalıplarınızı hanımlar!!!Öğrenin hatta eşinize de öğretin. 


NEDİR BU KADINLARIN AYAKKABI DÜŞKÜNLÜĞÜ

 AYAKKABI KRALİÇESİ

Yeni haftamızın kitabını seçtim...Ayakkabı Kraliçesi Anna Davis tarafından yazılmış bir roman...Arka kapağında yapılan özete göre romanımızın konusu şöyledir:" 1920'lerin Parisi. Çılgın yıllar! İngiliz sosyetesinin en güzel kadınlarından Shelby King, günlerini şık kıyafetler içinde, en gözde sanatçıların, yazarların ve toplumun önde gelenlerinin katıldığı partilerde geçirir. Bohem bir hayat, zengin bir koca, lüks bir apartman dairesi ve ayakkabılar! Paola Zachari, tutku objesine dönüşen ayakkabıların tasarımcısıdır. Shelby de bir çift Zachari ayakkabısına sahip olma tutkusuna kapılır. Sadece ayakkabılar değil, onları tasarlayan Zachari de bu tutkunun bir parçası olur." 

Yine aşk, yine tutku dolu bir hafta bizi bekliyor.