28 Mart 2015 Cumartesi

Hayattan Rengi Alın... Geri Neyi Kalır Ki?


PLEASANTVİLLE (YAŞAMIN RENKLERİ)


Üniversite yıllarımda sinemada izlediğim ve çok sevdiğim film şu sıralarda D-Smart'ta tekrar yayınlanıyor. Bana sımsıcak bir nostalji yaşatan filmimizin kahramanları David ve Jennifer 90’lı yıllarda yaşayan iki kardeş.  David, çevresi ile iletişim kurmakta zorlanan, içine kapanık, kuralcı  ve inisiyatif alamayan bir çocuk iken, ablası Jennifer daha asi, okulda pek başarısı ve popülaritesi olmayan ve düşüncesiz bir kız. David'in hayatı hem pek anlaşamadığı ablası hem de kocası tarafından terk edildiği için kendine olan güveni ve enerjisini kaybetmiş annesi sebebiyle pek de yolunda gitmiyor. Belki de bu yüzden David'in en sevdiği şey herşeyin yolunda gittiği  "Pleasantville" dizisini izlemek. Pleasantville, bir televizyon dizisinde kurgulanmış, hayatın tamamen siyah-beyaz tonlarda yaşandığı, küçük ve kendine yeten bir kasaba. Kasabanın insanları müthiş bir uyum içerisinde, kurallara ve birbirlerine bağlı yaşayan sürekli gülümseyen insanlar. Ve bu kasabada kötü/olumsuz hiçbir şey mevcut değil, yağmur, ateş hatta tuvalet... Bir gün esrarengiz bir televizyon tamircisi, David’in evine tuhaf bir televizyon kumandası bırakıp, David de bu kumanda ile ablası Jennifer’ı da yanlışlıkla yanına alarak Pleasantville’in içerisine girmeyi başarınca başlıyor her şey...

Birbirine tamamen zıt karakter ve cinsiyette iki kardeşin kendi zamanlarından tam 40 yıl öncesine ait bu kusursuz kasabada yaşamak zorunda kalınca yaptıklarından kasabanın ve kasabalıların nasıl etkilendiklerini, değiştiklerini görmek gerçekten keyif verici. Hele ilk olarak bir gülle başlayan ve sonunda tüm kasabaya yayılan renklenme sahneleri...Aşıklar Tepesi'nde David'e kız arkadaşının kırmızıya dönen elmayı uzattığı sahne...David'in annesinin yüzünü boyadığı ve basket toplarının hiçbirinin potayı bulmadığı sahneler...Filmin tamamı zengin alt okumalara sahip bu ve benzeri pek çok sahneden oluşuyor. 


Ve film tam 2 saat boyunca kesinlikle ama kesinlikle hiç sıkmadan statükoyu ve çocukların ahlaklı ve akıllı yetiştirildiği, babaların mükemmel ve muhafazakar baba, annelerin mükemmel aşçı olduğu, düzenli bahçe içerisindeki müstakil evlerde yaşanan geleneksel Amerikan hayatını sorguluyor. Hayatın sadece sürekli gülen yüzler ve tıkır tıkır işleyen kurallardan ibaret olamayacağını düşüncenin, özgürlüğün, aşkın, seksin, şiddetin, üzüntünün kısacası bütün insani duyguların bir bütün olarak hayatın renklerini oluşturduğunu anlatıyor. Ve şunu ispatlıyor bize: Hayattan rengi alın, geri neyi kalır ki? 
     

Gary Ross'un yönettiği, başrollerini Tobey Maguire, Reese Witherspoon, Jeff Daniels, William H. Macy ve Joan Allen'ın paylaştığı 1998 yılı yapımı bu filmi izlemenizi tüm kalbimle tavsiye ediyorum. 





Hiç yorum yok:

Yorum Gönder