31 Mart 2015 Salı

Osman Müftüoğlu Diyor ki!

ETKİLİ KİLO TÜYOLARI

Bugün sizlerle Osman Müftüoğlu'nun bu gün Hürriyet Gazetesi'nde yayınlanan yazısını paylaşacağım. Uzun soluklu kilo verme çabalarının sadece diyet listeleri ile başarıya ulaşamayacağını sporun bir o kadar önemli olduğunu vurgulayan bir yazı. Faydalanmanız dileğiyle... 

" Baharla birlikte fazla kilolardan kurtulma telaşı arttı. Ben de haftaya yine bir kilo yazısıyla başlamanın daha doğru olacağını düşündüm. Buyurun...
Konu kilo olunca ortak hatalardan söz etmemek olmaz. Bunların başında süreci bir "diyet reçetesi" gibi algılamak, sanmak, düşünmek var. 
Çoğumuz şöyle düşünüyoruz: "Bir diyetisyene gider, verdiği düşük kalorili beslenme planını tamı tamına uygulayıp 4-5 kilo ile bu işi hallederim!" 
Vermeniz gereken kilo, yani kurtulmanız gereken yağların ağırlığı sadece 3-4 kiloysa bu formül geçici olarak işler. 
Diyetisyeninizin anlattıklarını dikkatle dinleyip verdiği beslenme planını bire bir uyguladığınızda 3-4 kilo fazlalıktan iki ay içinde kurtulursunuz. 
Ama bu yaklaşımın "geçici" olduğunu, vermeniz gereken kiloların miktarı beşin üzerindeyse hiçbir işe yaramayacağını unutmayın. 
Unutmayın, çünkü çok dirençli biri bile olsanız iki aydan daha uzun bir "yoksunluk reçetesine", 8-10 haftadan daha uzun bir "onu ye, bunu yeme" tavsiyesine uymak olanaksızdır, günün birinde herkesi isyan ettirir. Yapmanız gereken ne o zaman?

DİYET YETMEZ, YÜRÜYÜN!

Kilo verme çabasının da, sağlıklı kilo aralığında kalma başarısının da sadece diyetle başarılabilecek bir iş olmadığını bilmeniz, diyeti mutlaka ama mutlaka ilave egzersiz çabalarıyla desteklemeniz gerekir. 

İlave egzersiz çabaları orta ve uzun dönemde kalori kısıtlamasını bıraktığınızda da kilo kontrolünü belirli ölçüler içinde başarmanıza yardımcı olacaktır. 

Egzersizle ilgili pek çok şeyi bu sayfada sık sık okuyorsunuz ama bazılarını yeniden hatırlamakta fayda var. 

Kilo vermede en etkili egzersizin yürüyüş olduğunu unutmayın. 

Yürüme planınızı da ne yapıp edin kilo verirken günde 10 bin adım, sağlıklı kilo aralığında kalmak için de günde en az 5 bin adım olacak şekilde planlayın. 

Kısacası mucize formül şu: Kilo problemi olan herkesin ister kilo verme, ister sağlıklı bir kiloda kalma sürecinde olsun fark etmez, minimum 5 bin, optimum 7 bin 500, ideal olarak da günde 10 bin adım atması lazım. 

Bu rakamların altı maalesef kurtarmıyor! 


SONUÇ

Unutmayın, kilo probleminiz olsa da olmasa da düzenli egzersiz yapmak sağlığın da, kaliteli hayatın da garantisidir. 
Eğer kilo probleminiz varsa aktif bir hayat sürmek yetmez, düzenli egzersiz alışkanlığı edinmek şarttır. Eğer bunu yapamazsanız başarınız kalıcı olmaz, olamaz.


YOĞUNLAŞMIŞ EGZERSİZ YAPIN!

Aklınıza hemen şu soru gelecek: "Dakikada 100 adım atsam 5 bin adım için en az 50 dakika, 10 bin adım içinse en az 100 dakika yürümem lazım. Bu da günde ortalama en az 1-1,5 saati yürümeye ayırmamı gerektiriyor. Ne var ki çalışan biri olarak bu kadar vaktim yok!" diyorsanız, bunun da çözümü var. Çözüm şu...

Daha kısa sürede daha hızlı kalori yakmayı sağlayan yüksek yoğunlukta egzersizlerden faydalanacaksınız. Yüksek yoğunlukta egzersiz hem kısa sürede daha fazla enerji harcamanızı (kanınızdan daha çok şeker ve insülin temizlemenizi) sağlar, hem de egzersiz sonrasında da uzun süre kalori yakmanızı garanti eder. 

Egzersiz uzmanlarının "aralıklı antrenman" adını verdikleri bu yüksek yoğunlukta aktivitelerin bir başka tarifi de şudur: Kısa dinlenme aralarıyla tekrarlanan ve yine kısa aktivite patlamalarıyla süren yoğun aktiviteler. 

Mesela yürürken kısa bir süre hızlı koşabilir, bisiklet pedalı çevirirken kısa bir süre inanılmaz bir hıza çıkabilirsiniz. Eğer bu yöntemi inatla tekrarlarsanız günde 20, hatta 10 dakika ayırmanız bile gerekli egzersiz faydasına ulaşmanızı sağlayacaktır..."



29 Mart 2015 Pazar

AMAN TANRIM!!!

İHMAL...

İnanamıyorum! En son Perşembe günü mü yazı yazmışım diyetle ilgili. Yani tam üç gündür size diyetimden haber vermiyorum. Cuma günü kayınvalidemin evindeki mevlüt toplantısına katılmam gerekiyordu. Akşam da ailecek orada olunca eve geldiğimde hizmet etmekten pestilim çıkmış bir vaziyetteydim. Dün de alışveriş için dışarıda olunca kaldı yazım. Ama bu arada ne hikmetse bir adet okuduklarım ve bir adette izlediklerim yazısı hazırlamaya vakit ayırabildim. Ha ha ha...Hepsinin bahane olduğu nasıl da çıktı meydana!

Ne yalan söyleyeyim perşembeden beri kilom 66.6'da sabitlenince biraz moralim bozuldu. Tekrar hareket görene kadar da içimden yazmak gelmedi. Bu gün 66.2'yi görünce biraz rahatladım ve sizinle paylaşmak istedim. Toplamda 10 günde 2.2 kilo vermiş oldum. Size bir iyi haberim daha var. Bu günden itibaren öğle ve akşam öğünlerinin yerlerini değiştirebiliyoruz. Yani öğlen sebze, akşam et yiyebiliyoruz. 

Bu arada yazmadığım iki gün boyunca korktuğum iki aşamayı daha kazasız belasız atlattım. İlki tam gün kayınvalidemde olmama rağmen (eltim de oradaydı) sevgili tartımı aldım ve bütün ikramlara yüz çevirerek diyet listeme aynen uydum. Hatta o kadar ki eltimin "ben zayıfım yerim" nispetine rağmen tatlılara bile dokunmadım. Akşam yemeğinde sebze olmadığı için işten gelen eşime eve uğramasını söyleyip kendi ellerimle hazırladığım zeytinyağlı patlıcanımı yedim. 

Cumartesi günü ise diyete başladıktan sonra ilk defa dışarıda yemek yedim. Sevgili tartım yine yanımdaydı ve ben hiç utanmadan ekmeğimi tarttım. Izgara balığın gramı 120'den fazla olabileceği için de öğün saatlerimi birleştirdim ve öğlen yemeğini es geçtim. Saat 16:30'da yenen yemekten sonra sadece akşam 8:00'da çayın yanında 3 adet diyet bisküvimi yedim. Ve sabah uyandığımda 66.2 kiloydum...


28 Mart 2015 Cumartesi

Hayattan Rengi Alın... Geri Neyi Kalır Ki?


PLEASANTVİLLE (YAŞAMIN RENKLERİ)


Üniversite yıllarımda sinemada izlediğim ve çok sevdiğim film şu sıralarda D-Smart'ta tekrar yayınlanıyor. Bana sımsıcak bir nostalji yaşatan filmimizin kahramanları David ve Jennifer 90’lı yıllarda yaşayan iki kardeş.  David, çevresi ile iletişim kurmakta zorlanan, içine kapanık, kuralcı  ve inisiyatif alamayan bir çocuk iken, ablası Jennifer daha asi, okulda pek başarısı ve popülaritesi olmayan ve düşüncesiz bir kız. David'in hayatı hem pek anlaşamadığı ablası hem de kocası tarafından terk edildiği için kendine olan güveni ve enerjisini kaybetmiş annesi sebebiyle pek de yolunda gitmiyor. Belki de bu yüzden David'in en sevdiği şey herşeyin yolunda gittiği  "Pleasantville" dizisini izlemek. Pleasantville, bir televizyon dizisinde kurgulanmış, hayatın tamamen siyah-beyaz tonlarda yaşandığı, küçük ve kendine yeten bir kasaba. Kasabanın insanları müthiş bir uyum içerisinde, kurallara ve birbirlerine bağlı yaşayan sürekli gülümseyen insanlar. Ve bu kasabada kötü/olumsuz hiçbir şey mevcut değil, yağmur, ateş hatta tuvalet... Bir gün esrarengiz bir televizyon tamircisi, David’in evine tuhaf bir televizyon kumandası bırakıp, David de bu kumanda ile ablası Jennifer’ı da yanlışlıkla yanına alarak Pleasantville’in içerisine girmeyi başarınca başlıyor her şey...

Birbirine tamamen zıt karakter ve cinsiyette iki kardeşin kendi zamanlarından tam 40 yıl öncesine ait bu kusursuz kasabada yaşamak zorunda kalınca yaptıklarından kasabanın ve kasabalıların nasıl etkilendiklerini, değiştiklerini görmek gerçekten keyif verici. Hele ilk olarak bir gülle başlayan ve sonunda tüm kasabaya yayılan renklenme sahneleri...Aşıklar Tepesi'nde David'e kız arkadaşının kırmızıya dönen elmayı uzattığı sahne...David'in annesinin yüzünü boyadığı ve basket toplarının hiçbirinin potayı bulmadığı sahneler...Filmin tamamı zengin alt okumalara sahip bu ve benzeri pek çok sahneden oluşuyor. 


Ve film tam 2 saat boyunca kesinlikle ama kesinlikle hiç sıkmadan statükoyu ve çocukların ahlaklı ve akıllı yetiştirildiği, babaların mükemmel ve muhafazakar baba, annelerin mükemmel aşçı olduğu, düzenli bahçe içerisindeki müstakil evlerde yaşanan geleneksel Amerikan hayatını sorguluyor. Hayatın sadece sürekli gülen yüzler ve tıkır tıkır işleyen kurallardan ibaret olamayacağını düşüncenin, özgürlüğün, aşkın, seksin, şiddetin, üzüntünün kısacası bütün insani duyguların bir bütün olarak hayatın renklerini oluşturduğunu anlatıyor. Ve şunu ispatlıyor bize: Hayattan rengi alın, geri neyi kalır ki? 
     

Gary Ross'un yönettiği, başrollerini Tobey Maguire, Reese Witherspoon, Jeff Daniels, William H. Macy ve Joan Allen'ın paylaştığı 1998 yılı yapımı bu filmi izlemenizi tüm kalbimle tavsiye ediyorum. 





27 Mart 2015 Cuma

YENİ KİTABIMIZ!

AŞKIN ÖMRÜ ÜÇ YILDIR!

Demiş Frederic Beigbeder...Oysa biz (eşim ve ben demiyorum dikkat ederseniz:)) birbirimize o kadar yetmiyorduk ki çocuk yapmaya bile evliliğimizin 3. yılında karar verebilmiştik. Benden 5 yaş büyük olan eşimin "Çocuk bana dede diyecek" sitemi üzerine... Özellikle son bir aydır eşime yine ve yeniden dolu dolu aşık olduğumu hissederken bu kitabı okumak ne kadar iyi gelecek bilmiyorum ama çarpıcı bir kitap olduğunu da inkar etmemek gerek...Hele arka sayfasını okuduğunuzda karşılaştığınız cümleler düşünüldüğünde: 

" Sivrisineklerin ömrü bir gündür, güllerinki üç gün. Kedilerin ömrü on üç yıldır, aşkınki üç. Böyle işte. İlk yıl tutku, sonra bir yıl şefkat ve nihayet bir yıl can sıkıntısı. 

İlk yıl, 'Beni terk edersen kendimi ÖLDÜRÜRÜM' denir.
İkinci yıl,  'Beni terk edersen, acı çekerim, ama kendimi toparlarım' denir.
Üçüncü yıl, 'Beni terk edersen şampanya patlatacağım' denir.

Sizi aşkın hayat boyu sürdüğüne inandırırlar, oysa aşk kimyasal olarak üçüncü yılın sonunda yok olur.

İlk yıl eşyalar satın alınır.
İkinci yıl eşyaların yerleri değiştirilir.
Üçüncü yıl eşyalar paylaşılır.

Hakikat, aşkın mis kokuları arasında başlayıp bok kokuları içinde bitmesidir."

Ne dersiniz?

26 Mart 2015 Perşembe

İlk Kitap Biter


Merhabalar,

Dediğim gibi ilk kitabımız bitti. Sıcacık hikayelerle anne olmanın ne kadar güzel ve mucizevi bir şey olduğunu yeniden keşfettim. Aynı zamanda ne kadar ağır bir sorumluluk ve fedakarlık gerektiren bir şey olduğunu... Ve birlikte geçirilen o kadar zamandan, paylaşılan o kadar anıdan sonra bir an gelip onu kendi hayatını yaşamak için özgür bırakmak gerekeceğini...Onun yaptığı her şeyi kontrol edemeyeceğimi, onun adına seçimler yapamayacağımı ve tabi ki onun yaptığı her şeyden sorumlu olamayacağımı da...

Çocuklarımız her geçen gün biraz daha fazla kendi kararlarını kendisi almak ve kendi seçimlerini kendisi yapmak istiyor. Bizim ona söyleyebileceğimiz/ öğretebileceğimiz tek şey kendi seçimlerinin sonuçlarıyla yaşamak zorunda olduğu...Gerisi biz istesek de istemesek de maalesef ona kalmış...

Burada kitapta hoşuma giden öykülerin birinden bir parça paylaşacağım çünkü bu benim bir erkek çocuk annesi olacağımı öğrendiğimde duyduğum en büyük korkulardan biriydi...ERGENLİK...

Şöyle diyor hikayesinde Barbara Marshak: " Tek oğlum, altıncı sınıfı bitirdiği ve yedinci sınıfa başlayacağı dönemde, tatlı bir oğlan çocuğundan, 'itici' bir delikanlıya dönüştü. ......çocuklar ilkokuldan ortaokula doğru yol alırken, bir değişim dönemi yaşanacağını gayet iyi biliyordum, ama David'de sanki bir gecede meydana geliveren değişimler beni hazırlıksız yakaladı."    

Kız ya da erkek olsun zaten sıkıntılı bir süreç olan ergenlik döneminde karşı cinsten olan oğlumla nasıl bir iletişim kuracağım, ona yapılması gereken bir takım açıklamaları nasıl yapacağım hep sıkıntılı bir düşünce olarak gelip oturuyor gündemime...Özellikle de oğlumun her gün o sürece biraz daha yaklaştığını gördüğümde...Sadece onun bedeninde olan değişiklikleri açıklamak bile anne olarak zor iken bir de cinsellikle ilgili açıklamaları da yapmak gerekliliği daral getiriyor bana. 

Geçen hafta okulun rehberlik öğretmeni ile bu konuda görüştüğümüzde bize mutlaka ama mutlaka bu konuda bilgiyi bizim vermemiz gerektiğini söyledi. Aksi takdirde oğlumuzun bunları farklı kanallardan öğrenmeye çalışacağı, büyük olasılıkla da yalan yanlış öğreneceği konusunda uyarmayı da ihmal etmedi. Ayrıca cinselliğin en doğal şekilde hayvanlar üzerinden anlatabileceğimizi ve bunun için de yaşına uygun belgeselleri bu tür görüntülerle karşılaşmasından korkmadan izlemesine izin vermemiz gerektiğinin daha doğru olacağını ekledi.Ayrıca bazı kitaplar önerdi. Epsilon yayınlarından çıkan ve dört uzman tarafından kaleme alınan Çocuklar İçin Cinsel Bilgiler isimli kitapları. 4-6, 7-9 ve 10-13 yaş için ayrı ayrı hazırlanmış üç kitapta da cinsellik çocukların rahatlıkla anlayabileceği ve inceleyebileceği bir tarzda anlatılmış. Faydalanmanız dileğiyle....

             



YENİ KOREOGRAFİ


Rock'n Roll zamanı!!!


Yepyeni bir koreografi yüklüyorum size. Çılgınlar gibi zıplayacaksınız...Bu arada Bella'yı yapmaya da devam...Programımız şu şekilde Isınma, Bella (3 set),Runaway Baby (3 set), Bella (2 set) ve soğuma...İyi eğlenceler...


2. HAFTA


Günaydın,

Sabah tartıda 66.6 kiloyu görünce hem sevinç hem de hüzün hissettim. 1.8 kilo vermenin sevinci ama 2 kiloya tamamlayamamanın hüznü. Böyledir işte insanoğlu. Ne versen ne yapsan memnun olmaz. 

120 günün 7 gününü hiç fire vermeden geride bıraktıktan sonra biraz daha güvenim geldi kendime lakin akşam rüyamda koca bir dilim çikolatayı pastayı çatal bıçak kullanmadan ellerimle götürdüğümü görmek de aslında pek rahat olmadığımı kanıtladı bana.  

Henüz öğünler arasında değişim yapamadığımızı ve pilav, makarna ile çorbayı listemize ancak 5 kilo verdikten sonra dahil edebileceğimizi tekrar hatırlatmak isterim bu arada...Ben genelde öğünlerde yediğim yiyecekler konusunda kolaya kaçtığım için burada diyet yemek tarifleri verme konusunda çok net değilim. Zaten günlük hayatta tükettiğimiz yemekleri bazı kurallara ( sebzeleri etsiz pişirmek ve 1 kilo sebzeyi 2 yemek kaşığı yağ ile pişirmek) uyarak pişirdiğimiz zaman diyet yemeği oluyor işte. Bir de serde tembellik var. Bu konuda kuzenimin paylaştığı görsel ise cuk diye oturuyor üstüme daha ne diyeyim. 



25 Mart 2015 Çarşamba

7. GÜN

HAFTANIN SONU

Bu gün diyete başladığımın 7. günü. Yarın bir haftanın neticesini alacağım. Dünkü tartı faciasının turşudan kaynaklandığı belli oldu. Bu gün yine 66.9 kiloyum. 

Yarın sizlere Zumba'dan yeni bir koreogrofi daha yükleyeceğim. Bu seferki biraz daha hareketli olacak...Bu gün kitabımız da bitiyor. Yarın yeni bir kitap seçimi yapacağız. Yeni kitabımız çocuk eğitimi üzerine mi yoksa aşk üzerine mi olsun henüz karar veremedim. 

Bu arada internette gezinirken aşağıdaki karikatüre rastladım. Tam da beni anlatıyordu:) Paylaşmak istedim. Görüşmek üzere...




24 Mart 2015 Salı

6. GÜN

Merhabalar,

Bu gün kötü başladı...Tartıda 67.1'i görünce kuru fasulyenin mi yoksa yanında yediğim kornişon turşuların mı yanlış seçim olduğuna karar veremedim. Neyse yarın olsun da anlarız. 

Allahtan günün devamında Eryaman'da oturan sevgili arkadaşımız Nilay'ın evine gittik de sıkıntım biraz hafifledi. Bu arada resimde gördüğünüz ikramların hiçbirine yüz vermediğimi (domates, salatalık ve maydanoz hariç) ve sevgili tartım sayesinde sadece 50 gr. ekmek ve 100 gr. beyaz peynir ile öğlen öğünümü geçirdiğimi de gururla belirtmek isterim. 




23 Mart 2015 Pazartesi

AKŞAM YEMEĞİ

Tekrar Merhaba,

5. günün son iki öğününde sıra...Bu akşamın menüsü zeytinyağlı kurufasülye...Çoğu diyette kuru baklagiller et yerine sayılır içerdiği protein nedeniyle. Bizim diyetimizde ise olması gerektiği gibi sebze yerine geçiyor. Tabi ki etsiz pişirmek kaydıyla...

Bu gün ev işleri nedeniyle öğünlerimi bayağı bir kaydırdım. Araları yakın olduğu için de ikindi ara öğünündeki meyvemi yemedim. Bir diyette az yemek ne yazık ki marifet sayılmıyor. Metabolizmayı gereğinden önce yavaşlatacağı için sakın listenizde yazılı olandan azını yemeğe kalkmayın.

Bu arada 10 günden önce öğünler arasında değişiklik yapma şansımız yok. Vücut ödemi atana kadar biraz sıkacağız kendimizi. Bol bol su içmeyi de ihmal etmeyin... 

5. GÜN

Yepyeni bir haftaya merhaba,

Hayatım boyunca yaptığım bütün diyetlere Pazartesi günü başlamıştım. Musibet Pazartesilerde miymiş ne? Bu sefer gayet iyi ve kararlılıkla sürdürüyorum diyeti. Gerçi bunda en büyük pay sizlerin. Size hesap verme sorumluluğu bu kadar gayretli yapıyor beni... 

Şimdiye kadar söylemeye korktuğum insanlardan ikisine diyete başladığımı söyledim bu hafta sonu...Biri kayınvalidem diğeri ise fit vücuduna rağmen "kiloma dikkat etmem lazım" diyerek saat 8'den sonra hiçbir şey yemeyen ama benim tabağımı tepeleme doldurup "ye canım ne olacak" diyebilen eşimin sevgili kuzeni...

Tepkileri ne oldu diye merak ederseniz: Hiç söylenmemiş gibi davrandılar!!! Belki de haklılar bundan önceki diyetlerimi hep bırakıp onların kazanmalarına izin verdim çünkü...Bunca seneden sonra farklı olacağını düşünmediklerine eminim. Ne zaman çuvallayacağım diye beklediklerine de...

Amanın ben çok kötü niyetli bir insan mı oldum? Yoksa size de böyle hissettiren insanlar var mı hayatınız da?

Neyse yeni bir hafta. Tartıda yeni bir rakam: 66.9. An itibariyle 4 günde 1,5 kilo (ödem) vermiş durumdayım. 

22 Mart 2015 Pazar

HAFTA SONU RAPORU

Merhabalar,

Hafta sonunun sonuna yaklaştığımız şu saatlerde bir diyet için ya da daha doğrusu benim diyetim için en tehlikeli sulardayım...

Nefret ne kadar ağır ve yorucu bir duygu...Ve ne kadar yıkıcı...Ferhat Göçer'in bir şarkısında "İki paralık insanları musallat etmişiz kendimize, bundandır böyle dibe vuruşumuz" der...Tam da o durumdayım şu an...Dibe vurdum vuracağım...Zaten diyet bisküvim de bitmiş. Ara öğünde yiyemedim.. Glukoz da noksan..."Tutmayın beni!" diye ya nara atacağım ya da şekerli bir şeylere dalacağım...

Siz siz olun özellikle diyetteyken hele de başlarındaysanız sevmediğiniz insanlarla bir araya gelmekten kaçının...

Neyse yarınki kilomu yazdığımda bu gece ne yaptığımı ya da yapmadığımı öğrenmiş olacaksınız...Öptüm hepinizi...

4. GÜN


Herkese mutlu pazarlar,

Sabah tartısında 67 kiloyu, dışarıda güneşi görünce moralim düzeldi...Nitekim bir zorlu gün olacak bugün benim için. Geçen haftaki kaybımızın 7 mevlüdüne gideceğim. 

Tüm kayıplarımızın ruhuna gitsin okunacak dualar...Allah hepsine rahmet eylesin...

ÖZLEM


Günaydınlaaaarrrr,


Güneşi bir nebze de olsa görmek insanı ne kadar mutlu ediyor. Ben Aydın/ Sökeliyim. Ama 1992 senesinden beri Ankara'da yaşıyorum. 40 yaşında olduğum düşünüldüğünde ömrümün çoğu kısmı doğmadığım bu topraklarda geçmiş. 

Bizim memleketimiz yeşildir. Toprağı alabildiğine zeytin, incir ve deniz kokar...Ovasında ne ekersen o biter. Ülkemizin en bereketli topraklarına sahiptir benim memleketim. En uzun ömürlü insanları da Nazilli'sinde yaşar. Medenidir...Dost canlısıdır. Aydınlıktır benim memleketim...

Ankara ise gri bir şehir...Binaları, insanları, havası, toprağı...Her şeyi ile gri...Kar da yağmıyor ki artık, ağartsın biraz şehri...O nedenle daha bir önemlidir Güneş benim için burada...Bir saniye bile olsa yüzünü gördüm mü içim açılır...

Memleketimde kış sadece 3 ay iken burada 8 ayı bulur. Bir kirli soğuk insanın ruhuna kadar işler...Dışarı bile çıkmak gelmez içinden...Hem çıksa nereye gider ki insan? AVM'lere mi? Sizi bilmem ama dayak yemişe çevirir AVM'ler beni... 

Memleketimde laleler, papatyalar açmış şimdi...Yağmurlu da olsa gökkuşağını görüyorlarmış ardından...Toprak misss gibi kokuyormuş...Deniz daha bir maviymiş bu günlerde...Bütün ağaçlar çiçek vermiş...Arılar kafalarını çıkarmışlar kovanlarından...Güneş sarıyormuş kocaman kollarıyla hepsini...

Anlayacağınız memleketim çağırıyor beni...

21 Mart 2015 Cumartesi

GÜN SONU


İyi akşamlar,

Bu günü mutlaka yazmalıyım dedim...Kayınvalidemi sağ salim atlattım arkadaşlar! Üstelik akşam yemeğimi orada yememe rağmen. 

1 cup zeytinyağlı taze fasulye, 1/2 cup yoğurt ve 25. gram ekmek...Ara öğün olarak da 50 gr. elma ve 50 gr. portakal... Tartınızın taşınabilir olmasından daha güzel bir şey yok bu diyette. 

Şimdi de eşim ve benim için şekersiz bir Türk kahvesi yapıp maden suyu ile birlikte zaferimi kutlayacağım...

Geriye yarın kalıyor. İnşallah ondan da kazasız belasız kurtulursam önümüzdeki beş güne daha bir özgüvenle gireceğim... 


3. GÜN


Günaydınlar!!!

Ödem atmaya devam. Tartıda 67.5'u gördüm. Toplamda 2 günde 900 gr. eksilmişim. Hiç fena değil...Tabii bunun ödem olduğunu bilmiyor olsaydım...

Dün de bahsettiğim gibi asıl önemli olan hafta sonunu diyeti bozmadan geçirebilmek. Sırf bu yüzden kuzenimin kız kıza fasıl davetini bile reddettim.

Sabah kahvaltısı evde olduğum için sorunsuzdu. Bu gün 30 gr. peynir yerine porselen tavada yağsız bir şekilde pişirdiğim 1 adet yumurta yedim. 

Akşama bu günü nasıl atlattığımın ya da atlatıp atlatamadığımın raporunu vereceğim sizlere...Görüşmek üzere...

20 Mart 2015 Cuma

GÜN SONU

Selamlar,

2. gün 1. güne oranla biraz daha zor geçti. Sanırım bu gün daha az su içmiş olmamın buna etkisi büyük. Dün nedense hiç açlık hissetmemiştim ama bu gün karnım epey bir guruldadı...Bütün gün ablamla 24Kitchen izlememizin de payı olabilir gerçi bunda....Yine de dayandım :) O kadar tatlı matlı değil de limon sıkılması mahvediyor insanı...Neyse kazasız belasız geçti gitti.  


Bu akşam yemeğinde üzeri sarımsaklı yoğurtlu zeytinyağlı bakla ve marul salatası yedim. Yarım kilo baklayı 1 yemek kaşığı zeytinyağı ile ve çiğden pişirdim. Ara öğünlerdeki meyve tercihim ise kivi oldu.  

Bakalım yarın ve sonraki gün asıl büyük günler olacak. İlk tehlike dışarıda yemek yemem gerekebilecek... Daha büyük tehlike ise kayınvalidemde de yemek yemek zorunda kalabileceğim. Allah'ım o kısmın bir de çay içme safhası var...Sonra meyvesi...Anlayacağınız kayınvalidem ikram konusunda son derece cömert. Üstelik yarın eltimler de orada olabilir. Sen koru Ya Rabbim! Bakalım bu sefer insanlara "diyetteyim" demeyi mi yoksa yine başarısızlıktan korkup "yemeği" mi seçeceğim. 

Görüşmek üzere....

MERHABA


Okumalarım...

Seçtiğimiz kitabın an itibariyle 147. sayfasındayım. Tam 25. öyküdeyim...Kayınvalideler konusuna çok ışık tutan öyküler değil bunlar...Annelerin bize yabancı bir kültürde yetişmiş olmalarının sanırım payı var bunda...Öykülerde bahsedilen ilişkilerin belki çok daha derinlikli olanına aynı yayın evi tarafından basılan aynı editöre ait Anneler ve Kızları kitabında yer verildiğine neredeyse eminim. Lakin kız ya da erkek çocuk yetiştirme üzerine çıkarabileceğimiz önemli dersler de yok değil kitapta...Örneğin, Hareket Emri isimli öykü...Çocuklarımızı nereye kadar kanatlarımızın altında taşıyabileceğimiz ile ilgili sıcacık bir ders biz annelere...

Öykü, oğlunu koleje (bizde üniversite gibi düşünebilirsiniz) teslim eden bir annenin kabul töreninde yaşadıklarını anlatıyor. Sadece Afrikalı Amerikalı erkeklerin kabul edildiği kolejin dekan yardımcısı hoş geldiniz konuşmasında yeni kabul edilen öğrencilerden ebeveynlerine şu şekilde seslenmelerini istiyor:

" Ben ..... benim için yaptığın fedakarlıkları anlıyor ve takdir ediyorum...Ve seni gururlandıracağım...Ama umduğun ve dua ettiğin gibi bir insan olabilmem için şimdi lütfen BENİ BIRAK" 

Ve ebeveynlerden de şunu söylemelerini istiyor:

" Oğlum seninle çok gurur duyuyorum. Ve seni resmen BIRAKIYORUM."

Bizim kocalarımızın, anneleri ve bizimle yaşadıkları problemlerin kaynağı tam da bu değil mi? 40 yaşına da gelseler yakalarını bırakmayan, kendi olmalarına izin vermeyen, her yaptıklarını dünyanın en büyük başarısıymış gibi karşılayan böylelikle "kendi" alkışlarına bağımlı insanlar yetiştiren anneleri. 

Kütüphanemdeki diğer bir kitabın adını paylaşacağım sizlerle konuya nokta koymak babında...Şöyle koymuş kitabının ismini Ahmet Şerif İzgören: "SÜPERMEN TÜRK OLSAYDI PELERİNİNİ ANNESİ BAĞLARDI".   
  


2. GÜN


Günaydınlar,

Bu gün saat 7:00 itibariyle aç karnına ve giyinmeden önce tartıldığımda, tartım 67.7 kiloyu gösterdi. Bu da düne göre 700 gr. eksik demek :) Tabii yılların diyetçisi olarak bunun sadece ödem olduğunu belki yarın bundan daha fazla geleceğimi biliyorum...Ama yine de moral oluyor işte...

Bu arada bazı diyetisyenlerin her gün tartılmaya karşı olduğunu biliyorum. Ama neyse ki ben bir diyetisyen değilim ve hayatımda yaptığım en büyük hatanın her gün tartılmamak olduğunu da öğrendim...Düşünsenize hayatımızdan tartıyı çıkarmamış olsak günlük 200-300 gr.lık artışlarda bile bir günlük dikkatle olaya müdahale edebilir ve kantarın topuzunu bu kadar kaçırmamış olurduk... Benden size tavsiye (tabii kendime de) her gün tartılın. Ve bunu elektronik tartı ile yapın ki en küçük değişikliklerin bile hemen farkına varın... 

AKŞAM YEMEĞİ


Akşam yemeğinde (saat 19:30) 1,5 çay kaşığı zeytinyağı ile tüm malzemeleri pişme sırasına göre çiğden konarak pişirilmiş patlıcan yemeği ( nescafe fincanı ile ölçülmüş),  25 gr. ekmek ve 1 kase cacık yendi.

Ara Öğün ise (saat 22:00) 100 gr. muz...

19 Mart 2015 Perşembe

II. ARA ÖĞÜN


Bu ara öğünü de ilk ara öğünden kalma muz ve 3 adet diyet bisküvi ile geçiştiriyorum. Diyet bisküvide benim tercihim Eti Form'un Limon Lifli Kepekli bisküvisi...Şekersiz veya tatlandırıcılı çay veya nescafe ile gerçekten iyi gidiyor...

Unuttuğum bir önemli nokta daha...Günde 10-12 bardak su içiyoruz hanımlar!

WHİPLASH

ENFES BİR FİLM!

Eşim bu yılki kış iznini şubat tatilinde alamayınca Ankara'dan kaçma şansımız olmadı...Ama demiştim ya hayattaki tesadüflerin tesadüf olarak mı kalacağı ya da "Her işte bir hayır vardır"a mı dönüşeceği size kalmış diye...Oğlumuz okulda olduğu için uzun zamandan beri elimizden alınan yalnız vakit geçirme fırsatını dibine kadar kullanmış olduk böylece...Yaptığımız en güzel şey ise Whiplash isimli bu filme gitmek oldu...



Miles Teller ve J.K.Simmons'ın başrollerini oynadığı Damien Chazelle tarafından yönetilen 2014 yapımı film başarının ter ve gözyaşı olmadan kazanılamayacağı üzerine kurulu harika caz parçaları ile bezeli insanın yüzüne tokat gibi çarpan bir film. 

Filmin konusu kısaca şöyle: Manhattan'daki Shaffer Müzik Konservatuarı'nda eğitim alan Andrew Neyman, hırslı bir öğrencidir ve en iyi olmak için sıkı bir şekilde çalışmaktadır. Bir akşam çalışması sırasında okuldaki herkesin saygı duyduğu bir o kadar da korktuğu profesör Terrence Flether'ın dikkatini çeker ve onun ekibine seçilir. Profesör öğrencilerindeki potansiyeli ortaya çıkarabilmek için onları hem duygusal hem de fiziksel olarak zorlamaktan çekinmeyen bir öğretmendir. Onun ekibindeki herkesin başarılı bir müzik kariyeri edinmesi sebebiyle öğrencileri bu zorlu disiplin sürecine katlanmayı tercih etmektedirler. 

Biz eşimle bu filmi tabii ki çocukların nasıl bir eğitim alması gerekir üzerinden izledik...Katılırsınız veya katılmazsınız ama filmin en can alıcı repliğine katılmadan edemedik: " İngiliz dilindeki en tehlikeli kelime 'Good Job'dır." Good Job alt yazıda "Aferin" olarak verildi. Ki bence doğrusu da buydu. Her yaptığı "Aferin" ile karşılanan bir çocuğun gerçek bir aferinin ne olduğunu bilmesine olanak var mıdır diye düşündük...Bir çocuğun içindeki potansiyeli ortaya çıkarmak için ona iyisin mi denmeli yoksa daha iyisini yapabilirsin mi denmeli diye tartıştık...Aralarında ne kadar ince bir çizgi var değil mi?

Bu konuda okuyabileceğinizi düşündüğüm bir de kitap var. Kütüphanemde de mevcut olan bu kitabı beraber de okuyabiliriz. Kaplan Anne'nin Zafer Marşı...Amy Chua tarafından yazılan kitap tipik Asyalı çocukların sıra dışı başarılarının ardındaki eğitim sistemine açıklık getiriyor.ABD'de Best Seller olan kitap 2012 yılında Sistem Yayıncılık tarafından basılmış...

ÖĞLE YEMEĞİ


Saat 13:00

Öğle yemeği vakti. 120 gr. ağırlığında kırmızı veya beyaz et, veya beyaz peynir veya 80 gr. kaşar peyniri yiyebilirsiniz. İki dilim ekmeğiniz arasına sandviç hazırlayabilir, ayran ve salatanızla birlikte afiyetle tüketebilirsiniz.   

Bu arada ablamın hatırlatması üzerine diyetin bir diğer olmazsa olmazını yazmayı unuttuğumu fark ettim: Mutfak tartısı. Farkındaysanız her şeyi gram ile veriyorum, bu nedenle de tartı bizim için çok önemli. Pahalı bir şey olmasına gerek yok ama ufak bir şey olursa çantanızda taşıyabilir ve her gittiğiniz yere götürebilirsiniz.  

Meyve Zamanı



ARA ÖĞÜN:

Saat 10:00 - 10:30 arasındaki 1 porsiyon meyvelik ara öğünümüzde sıra...Size bu mevsimde en çok tüketilen meyvelerin porsiyonlarını veriyorum. Gram ile belirtilenleri dikkate alırsak çok daha doğrusunu yapmış oluruz. Ben 50 gr.lık muz tüketiyorum. Hepinize afiyet olsun...

MEYVE DEĞİŞİM LİSTESİ (1 Porsiyon Meyve Miktarı)
MEYVELER
PORSİYONLAR
MİKTAR(GR.)
Elma
1 küçük boy
 100
Muz
1 küçük boy – 1/2 büyük boy
 50
Greyfurt
yarım adet
 125
Portakal
1 orta boy
 100
Ayva
1/4 orta boy
 80
Armut
1 orta boy
 100
Nar
1/2 küçük boy
 80
Kivi
1 orta boy
 120
Çilek
12 adet
 175
Ananas
1 dilim
 75
Greyfurt suyu
1 çay bardağı
 100
Portakal suyu
1 çay bardağı
 100
Nar suyu
1/3 su bardağı
 80
Elma suyu
1/3 su bardağı
 80
Kuru incir
1 adet
 20
Kuru erik
5 adet
 20
Kuru kayısı
4 adet
 20
Kuru üzüm
1 yemek kaşığı dolusu
 20
Hurma
1/4 orta boy
 50
Avakado
1/2 adet
 125

HAYDİ KIZLAR DANSA

SPORSUZ OLMAZ

Daha önce de paylaştığım gibi diyetin tamamlayıcısı olarak yapacağınız aktivite konusunda iki seçeneğiniz olacak...Tabii halihazırda devam eden bir çalışmanız varsa onu da sürdürebilirsiniz. Ben spor yapmayanlarımız için önerilerde bulunuyorum. 

İlki haftada toplam 140 dakika olacak şekilde yürüyüş. İkincisi ve daha eğlencelisi ZUMBA...Youtube üzerinden çok eğlenceli zumba koreografilerine ulaşabilirsiniz. Ben de burada sizinle her hafta bir koreografi paylaşacağım ve tabi ki bunları yapmış ve öğrenmiş olarak...

Ben evde olduğum için kahvaltıdan 1,5-2 saat sonra olacak şekilde yapacağım Zumba'yı yani her gün saat 9:00-9:30 gibi... Çalışıyorsanız akşamları yapabilirsiniz. Bunun için tek gerekli olan: rahat bir ev kıyafeti, bir şişe su, havlu ve zumba videosu...Gerisi sesini istediğiniz kadar açtığınız müzikle dans edip eğlenmek... 




Bu ilk video ısınma amaçlı yüklendi...3.47 dk. sürüyor ve ısınmanız için yeterli olduğunu düşünüyorum...İkinci video ise Bella isimli şarkıya yapılmış bir Zumba koreografisi...Başlangıç için seçilmiş, diğerlerine göre kısmen yavaş, alışmanız için uygun bir dans...


En az 5 set yapıp  daha sonra stretching ile vücudunuzu soğutmanızı tavsiye edeceğim. İYİ EĞLENCELER...


DİYETİMİZİN İLK GÜNÜ

Günaydınlar,

Rahatsızlığım hala devam ettiği için sabah sürünerek de uyanmış olsam artık diyete başlamanın tam zamanıdır dedim...Özellikle tartıda 68.4 kiloyu görünce...Sizin de göreceğiniz gibi yükselme trendi hali hazırda devam etmekde...

Saat 7:30 itibariyle sabah kahvaltısını etmiş bulunmaktayım. Kahvaltımı resimleyip sizlerle paylaşıyorum. Fakaaatttt farkettim ki ekmeği görüntülememişim. Kusuruma bakmayın ilk gün acemiliği diyelim. Bu kahvaltıya 25 gr. yani bir ince dilim de ekmek ekleyelim lütfen. 

Bu arada çay olarak ben Lipton'un Elmalı-Tarçınlı'sını tercih ettim ama siz şöyle güzelce demlenmiş bir siyah çay da içebilirsiniz...Cevizlerimizle ilgili ufak bir hatırlatmam olacak: Mümkünse kabuklu ceviz kullanalım. Her sabah taze taze kırmanız halinde hem daha sağlıklı beslenmiş olacaksınız hem de kol kaslarınız çalıştığından kalorisini de sıfırlamış olacaksınız ( son kısım bir Burcu Teyze esprisi lütfen ciddiye almayın:)))  


İşte harika kahvaltımız...1 adet salatalık, 1 adet yeşil biber ve 1 adet domates, 30 gr. peynir, 3 adet zeytin, 2 adet ceviz içi, 1 tatlı kaşığı bal, 25 gr. ekmek ve son olarak 1 fincan çay...Gördüğünüz gibi hiç bir şey diyet ürün olarak verilmedi ve diğer öğünlerde de verilmeyecek. Sadece öğleden sonraki arada yiyeceğimiz diyet bisküvi dışında...Ve dediğim gibi keten tohumu dışında da hiçbir ekstra alışverişiniz olmayacak. 

Tamamen evimizde olan malzemelerle, aç kalmadan ve çok kolay yapacağımız 120 günlük diyet serüvenimiz başlamış oldu...Hepimize kolay gelsin...

18 Mart 2015 Çarşamba

DİYET LİSTESİ



DİYET

Kahvaltı (7:00 - 7:30): 
  • Açık çay (şekersiz veya tatlandırıcılı),
  • 30 gr. beyaz peynir veya 20 gr. kaşar,
  • 3-4 adet zeytin,
  • 25 gr. (bir ince dilim) ekmek,
  • 1 tatlı kaşığı reçel, bal veya pekmez,
  • 2 adet ceviz,
  • domates, salatalık
Ara (10:00 - 10:30): 
  • 1 porsiyon meyve
Öğle (13:00 - 13:30): 
  • 120 gr. (4 adet ızgara köfte büyüklüğünde) et, tavuk, balık veya beyaz peynir (veya 80 gr. kaşar peyniri),
  • 1 bardak süt, yoğurt veya ayran,
  • 50 gr. (iki ince dilim) ekmek,
  • Salata ( yağsız veya en fazla 1,5 tatlı kaşığı sıvı yağ ile hazırlanmış)
Ara (16:00 - 16:30): 
  • 1 porsiyon meyve,
  • 3 adet diyet bisküvi
Akşam (19:00 - 19:30): 
  • 1 cup (nescafe içtiğimiz fincanlardan demiştim ya) sebze yemeği (etsiz),
  • 1/2 cup ayran veya yoğurt,
  • 25 gr. (bir ince dilim) ekmek,
  • Salata ( yağsız veya en fazla 1,5 tatlı kaşığı sıvı yağ ile hazırlanmış)
Ara (21:00 - 21:30): 
  • 2 porsiyon meyve

DİYETİMİZ

Hayat bu kaldığı yerden devam ediyor...

Bu gün sizlere diyetimizin olmazsa olmaz kuralları hakkında bilgi vereceğim. Bir de diyetin olmazsa olmazı fiziksel aktivitelerimiz...

Öncelikle diyet listesine geçmeden belirtmek isterim ki bu liste benim yaşım (40), kilom (68) ve sağlık durumum (İnsülün direnci) dikkate alınarak hazırlanmış bir diyet...Ama 70 kilo üstünde değilseniz ve çok özel bir sağlık sorununuz da yoksa bu diyeti gönül rahatlığı ile uygulayabilirsiniz...Ben daha önce bu diyetle (3) ay içerisinde 67 kilodan 54 kiloya kadar düşmeyi başarmıştım. Tekrar kiloları geri almamın tek nedeni ise yeme bozukluklarım oldu...Bu seferi farklı kılan kendimi her gün buradan afişe etmem olacak daha önce de dediğim gibi...Neyse...
  1. Diyete başlamadan önce kendimize (1) adet kupa belirliyoruz. Bu bizim ölçü kabımız olacak. Nescafe içtiğimiz herhangi bir saplı kupa olabilir...Yiyeceğimiz sebze yemeklerinin/yoğurdun   ve içeceğimiz sütün porsiyonunu bu şekilde hesaplayacağız.
  2. Sebze yemeklerini pişirirken (1) kilo sebzeye (2) yemek kaşığı sıvı yağ hesabıyla pişiriyoruz ve mümkünse soğanı kavurmadan çiğden hazırlıyoruz yemekleri...
  3. Yemekler dışında salatalarda kullanmak için günlük (3) tatlı kaşığı sıvı yağ hakkımız daha var. Bunu 1,5-1,5 olacak şekilde (2) öğünde yiyeceğimiz salataya paylaştırarak kullanabiliriz.
  4. Salatalarımızı kırmızı lahana, havuç, turp, mısır ve taze kırmızıbiber koymadan hazırlıyoruz.
  5. (5) kilo verene kadar çorba, pilav ve makarnadan uzak duruyoruz.
  6. 30 gr. etin, 30 gr. beyaz peynir veya 1 yumurtaya eş değer olduğunu unutmuyoruz.
  7. Yoğurdumuza eklemek için  aktarlardan keten tohumu temin ediyoruz. (Size ekstradan aldıracağım tek şey bu ve bir de diyet bisküvi olacak...)
  8. Tabii ki kızartma ve şarküteri ürünleri bir süre hayatımızın dışında tutulacak...Alkol de...     
Gelelim olayın aktivite kısmına...Haftada 140 dk. olacak şekilde yürüyüş yapabilirsiniz. Bunu günde 20 dk. olacak şekilde de ayarlayabilirsiniz, haftada 3 gün 45'er dk olacak şekilde de ayarlayabilirsiniz. Tamamen o günkü programınıza ve sizin keyfinize kalmış...Ama benim size şiddetli tavsiyem ZUMBA olacak...Gülse Birsel'in bu hafta sonu Hürriyet'teki köşesinde yazdığı gibi "Ortamda bazen Rihanna bazen oryantal çalıyor. Kıvırıp zıplayarak, gerdan kırıp el çırparak, dans eder kisvesi altında ciddi spor yapıyor" sunuz...Bu konuda da neler yapabileceğinizi yine buradan paylaşıyor olacağım sizinle..

Görüşmek üzere...

İLK KİTAP

Selamlar,

Kütüphanemden sizlerle birlikte okuyacağım ilk kitabı seçtim...Dediğim gibi A harfinden başladım: Anneler ve Oğulları için Bir Fincan Huzur, Benzersiz bir ilişkiye ışık tutan öyküler...Arkasında belirtildiğine göre içinde 50 öykü bulunan bir derleme kitap...Editör Colleen Sell tarafından hazırlanmış ve Arkadaş Yayınları tarafından 2010 yılında 5. baskısı yapılmış. Ben ne zaman almışım bilmiyorum...Çünkü ne yazık ki kitapların içerisine ne zaman ve nereden aldığımı not düşmeyi alışkanlık haline getiremedim...

En azından neden aldığımı biliyorum. Çünkü ben 10 yaşında bir erkek çocuk annesiyim. Ve kayınvalideler üzerinden yaşanan problemlerin de etkisi ile nedir şu anne-oğul ilişkisini farklı/benzersiz(!) kılanı bir de başkalarının hikayelerinden dinlemek istedim...

Bu arada henüz beni farketmediniz ama farkettiğiniz andan itibaren bu konuda da bana yazmanızı isterim...Nedir ve nedendir bu kayınvalide-oğul-gelin arasındaki Bermuda Şeytan Üçgeni?

17 Mart 2015 Salı

ÖZÜR DİLERİM...

Günaydınlar,

Daha ilk günden çark etmek istemezdim ama hayatın meydan okumaları çok zamansız ve acımasız oluyor. Bu gün cenazemiz var...Umarım yarın hayata kaldığımız yerden devam etme gücünü bulacağız....


16 Mart 2015 Pazartesi

Nedenler ve Nasıllar...

Günaydınlar,

Sizlere bu gün kilo vermeye karar verişimin daha doğrusu bunu cümle aleme ilan edip, rezil olmayı göze alışımın hikayesini anlatacağım...

Komiktir, ilk kilo verme çabalarım 52 kilo iken başladı...Şimdi ulaşmaya çalıştığım kilodan o zamanlar kurtulmaya çalışıyordum. Çünkü üniversiteye başladığımda 41, mezun olduğumda 48 kilo idim. Bu arada işe girdim, iş değiştirdim ve 2 sene daha geçtiğinde ben tam 52 kiloydum ! O lanet olasıca (???) kilodan kurtulmak için bitkisel kökenli olduğunu iddia ettikleri bir ilacı bile denetim. Hiç bir işe yaramadığı gibi bir sabah uyandığımda yüzüm dahil her yerimde kırmızı noktalar çıkmıştı ve benim geçmeyecekler diye ödüm patladı... Evet vücudum yükselme trendine başlamıştı ve durdurulamayan bu yükseliş şu an için 68. kiloda duraklama dönemini yaşıyor... Şöyle bir bakıldığında geçen 15 yılda tam 16 kilo almışım...Desem inanmayın çünkü arada verip aldıklarımla herhalde 50'yi yakalamışımdır.

Sizlere bunun sebepleri ile ilgili BAHANELER üretip kendimi kandırmaya devam etmeyeceğim... Nitekim hayatı benimle paralel ilerleyen ve hatta boşanarak hayat mücadelesine tek çocuğu ile devam etmek zorunda kalan arkadaşlarım da oldu ama hiçbiri benim gibi kilo alıp, deforme olmayı başaramadı...Yani benim yaşadıklarım bence dış koşulların, hayatın zorlamasından farklı bir şeydi...Peki neydi?

Bence bu, yani aynada gördüğünüz kişiyi artık tanımamaya başlamanızla nihayetlenen süreç insanın dışıyla değil, içiyle ilgili bir şey....Bu kendini kaybetmekle, kendinden vazgeçmekle ilgili bir şey...Hayatta daha önemli şeylere kendini kanalize ettiğine inandırıp yaşamı umursamamak ile ilgili bir şey...Ama bu o kadar doğal bir süreç ki bir noktadan sonra kendinize olan inancınızı, yaşama olan bağınızı, geçmişinizi tamamen kaybettiğinizin farkına bile varmıyorsunuz. Bunun aslında hayatınızdaki pek çok şey gibi bilinçli yapılan seçimlerden ibaret bir sonuç olduğunu yadsımaya başlıyorsunuz. Doktorlara taşınıp dışarda bir sebebin olduğuna ikna edilmek istiyorsunuz.

Ve kabullenmek zorunda kaldığınız nokta şu oluyor...Hayat ya da kader denilen şey bilinçli veya bilinçsizce ama sadece sizin yaptığınız seçimlerin toplamından oluşuyor. Tesadüfler, bu seçimlerin gideceği yönde küçük kırılmalar oluşturduğunda ise kendinizi daha önce cesaret edemeyeceğinizi düşündüğünüz şeyleri yaparken buluveriyorsunuz. Peki benim hayatımdaki tesadüfler nelerdi?

40. yaş günüm yaklaştıkça (6 Nisan ) " ölmeden aynalarda tekrar kendi yüzümü görmeyi başarabilecek miyim" sorusu daha çok kafamı meşgul etmeye başlamıştı. Ne yapmam gerektiğini elbette biliyordum ve bunu defalarca deneyip başarısız olmuştum. Evde tam 4 adet diyet kitabım vardı ( Virgin, Karatay, Gİ ve Dukan ) ve ben hepsini deneyip 3-4 kilo verdikten sonra daha fazlasını geri alarak noktalıyordum bu işi. Neden? Oğlumun okuldan getirdiği bir ankete verdiğim cevaplar zaten bildiğim bir gerçeği tokat gibi çarptı yüzüme...Ben yalnız olduğum müddetçe yaptığım diyete sadık kalıyor ama insanlara diyette olduğumu söylemek yerine diyete son vermeyi tercih ediyordum...Ya şişman olduğumu kabul etmek zor geliyordu ya da diyetteyim deyip başarısız olmak korkutuyordu beni...Anladım ki bu korkumu yenmez isem asla kilo vermeyi başaramayacaktım. Ve ertesi gün Julie&Julia'yı izledim. Ne yapmam gerektiğine de o zaman karar verdim. Bir blog açacak ve siz beni fark edene kadar bütün dünyaya "DİYETTEYİM" diye haykıracaktım...

Bu bir kendi kendine meydan okuma...Yarın bu meydan okumanın ilk günü...Size yapacağım diyeti anlatıp gün be gün tüm açık kalpliliğimle hesap vereceğim. Yalan yok, bahane yok...

15 Mart 2015 Pazar

İzlediklerim

İzlediklerim sayfasında sizlerle izlediğim filmleri paylaşmak istiyorum. Sadece vizyonda olanları değil, eski-yeni izlediğim ve ben de iyi-kötü iz bırakan tüm filmleri.

Okuduklarım

Okuduklarım sayfasında sizlerle farklı bir projemi daha paylaşacağım. Şu anda evdeki kütüphanemde tam 317 kitap var...Ama o kadar geniş bir portföye sahibim ki Eski Lahit'ten Mesneviler'e; Mış Gibi Yaşamak'lardan Kaplan Anne'lere kadar uzanan birbiriyle alakasız tam 317 Kitap. Her hafta bunlardan bir tanesini seçip (hatta bu seçimi alfabetik yapıp kütüphanemi de buna göre yeniden düzenlemeyi planlıyorum.) sizlerle birlikte okumak istiyorum. Böylece hem kütüphanemde okumadığım tek kitap kalmayacak (bazıları 2-3. defa okunacak ama olsun.) hem de kitabı okurken birileriyle de paylaşmanın güzelliğini yaşamış olacağım. Bana katılırsanız çok sevinirim.

13 Mart 2015 Cuma

Merhaba

Merhaba,

Blogu oluşturup yakında yazılarımla buradayım yazalı neredeyse 4 yıl olmuş...Eh pek yakın bi zaman sayılmaz ama nihayet buradayım işte...

Beni bu konuda cesaretlendiren bi film izlememiş olsa idim bu da pek mümkün olmayacaktı ama neyse...Bu da demektir ki: Hayattaki şeylerin sadece birer tesadüf olarak mı kalacağı ya da "Herşey de bir hayır vardır"a mı dönüşeceği tamamen size kalmış...

İlk yazımda neye yer vereceğim ve bloğu ne üzerine kurgulayacağım filmi izlediğim günden beri aklımda. Bu arada filmin adı Julie & Julia. Meryl Streep ve Amy Adams'ın başrolünde oynadığı 2009 yapımı harika bir film. Bu film hakkında söyleyebileceğimiz tek şey; zamanı ve mekanı apayrı iki sıradan(!) kadının tutku ve cesaretle yola çıkıldığında hiçbir şeyin imkansız olmadığını kanıtladığı sıcacık bir film olduğu. Bu günlerde bir şeyler yapıp yapmamak konusunda kararsızsanız kesinlikle izleyin derim.

Filmde Julie depresif hayatını bir blog kurarak renklendirmeye çalışıyor...Ama normal bloglardan biraz farklı bir şekilde yapıyor bunu. Kendisine bir zaman ve hedef belirliyor. Amerikalılara Fransız mutfağını öğreten Julia Child'ın yemek kitabında yer alan 524 tarifi 365 günde yapma hedefi. Ve tam 365 günün sonunda bloğunu kapatıyor.

Gelelim benim sizlere bunları niye anlattığıma...Benim bloğum biraz daha farklı bir kurgu içinde olacak. Başlıkta da dediğim gibi...Yaşadığımız, yaşayamadığımız ve yaşamak istediğimiz herşeyi paylaşmak için açtım bloğumu...Ama benim de bir zaman sınırlı hedefim olacak. Tabii bu sürenin sonunda bloğu kapatmayacağım ama sizinle önce/sonra fotoğraflarımı paylaşacağım. Ta taaaammm...,

Benim hedefim tam 16.07.2015 tarihinde 52 kilo olmak...Nedenleri ve nasıllarıyla pazartesiye burada olacağım...Bu arada şu anda 68 kiloyum. Ve boyum sadece 152 cm...